Bir yönetmenin imdb sayfasına girip, filmlerini gözden gezdirdiğiniz de hemen hemen ne tarz filmler yaptığını kestirebiliyorsunuz. Herkesin kendine göre ayrı bir tarzı var. Zaten her kategoride film yapan bir yönetmeninde benim pek ilgimi çektiğini söyleyemem. Biz de ne derler: “Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır.”

10000 BC, The Day After Tomorrow, Godzilla, Independence Day, Stargate, Universal Soldier gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan birinden de bu eserlere uzak bir film bekleyemiyorsunuz. Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır ya da sinemaya olan ilginiz yönetmenlere bakacak kadar yoktur. Yanlış anlaşılmasın kimseyi suçlama eylemi içerisinde değilim. Sinemaya olan ilgisi itibari ile bilen bilir diyorum sadece. Bahsi geçen kişi Roland Emmerich. Felaket tellalı arkadaş bu sene kasım ayında sinemalarda yer alacak olan 2012 adlı filmin yönetmeni. Ne kadar ilginç isim değil mi? 21 Aralık 2012 tarihini konu alan yapım yine bir yokoluş üzerine. Roland’dan da farklı bi’şey beklenmezdi zaten. (Eveet, 40 yıllık arkadaşım.)

Tarih, Maya takvimine göre bir çağın sona erdiği günü işaret etmektedir. Ademoğlunun evrim geçireceği ve kozmik seviyede bilincinin açılacağından bahsedilir. Gerçi çoğu açık kaynakta bu konuyla ilgili olarak bir yokoluşun başlangıcı olarak bahsedilmesi çoğu kişiyi korkutsa da bazılarını da alaycı bir tavırla “atın ölümü arpadan olsun.” misali davranışlara itmiştir. Engin Ardıç bir yazısında “bu konuyu, esrarı çekip çekip saçmalayan bazı amerikan serserileri, yani ‘new age’ takımı da çok sulandırdı. bunun tütsüyle, buddha’yla, taocu seksle falan da hiçbir ilgisi yok.” diyerek bu konunun bilimsel olarak araştırılması gerektiğinin üstünden geçtiğinde de bu alaycı tavırlar devam etmektyeydi, sanırım hala devam ediyor. Biz araştırma işini bilimadamlarına bırakalım da filmimize dönelim Marduk ne zaman gelir ne zaman gider orası bilinmez.

Paha biçilmez olarak nitelendirilen yapımın fragmanı yayımlanmış. İzlediğimde “Wow” tepkisi verdim ama çoğu filmde olduğu gibi fragmanın etkisi altında kalarak zamanımı boşa harcamayacağım. Hele bir gelsin, izler açıklamalarımızı yaparız.

Not: Konu ilgimi oldukça çekti yakında Maya Takvimi üzerine bir kaç yazı da yayımlamam mümkündür.

Hobi Olsun

29 Haz
2009

hobiBugün twitter hesabım üzerinden abone olduğum bir kullanıcının gönderdiği link ile başka bir bloga açıldı kapım. Mesai saati başlamasına rağmen bir kaç dakika (ki en az 30-60 dk. arası) 5-6 sayfa yazısını okuma şansı bulurken diğerlerini de kuş bakışı gözlemleyip kendimce yorumlamaya çalıştım. Aa hangi blogmuş demeyin araştırın, bulun kardeşim elbet denk geleceksiniz. İçerik muazzam.  Blog dünyası hakkında çok fena kehanetler ve yorumlar içeriyor. Her başlığı oldukça ilgi çekmesine rağmen benim okuduklarımdan sonra oturdum ve düşündüm biraz “Ben neden blog yazıyorum?” un üzerine. Cevabı için devamını oku >> (Seosu batsın.)

Benim için öncelikli bir hobi oldu blog yazmak. Ben bu işten ne para kazanmak derdindeyim ne de meşhur olmak. O yüzden beni ne radyo programlarında görebilirsiniz ne de abuk röportajlarda. Zamanımın çoğunu web de geçiren biri olarak bu işi neden daha eğlenceli hale getiremediğimi düşündüğüm zamanlarda karşıma çıktı blog dünyası. O günden bugüne -ki 2 seneyi geçen bir süredir-  büyük bir hırsla ve iştahla bloglamaya çalışıyorum. Evlilik yemini gibi ömür boyu yapacağım konusunda da söz vermiyorum. Bu arada gün gelir de büyük bir projeye imza atarsam ve artık bu eylem benim için hobiden öte bir iş olacaksa “Ne diyordu bak ne yapıyor!” demeyiniz. Ağız burun kırarım.

Kendimi bir kenara atayım da şöyle bir etrafıma bakayım dediğim de aklıma 2-3 kişi geldi. Sen değilsin hacı. Adamlar çılgınca yazı üretiyorlar hem de makaleleri dize kadar uzun oluyor. Maharet mi peki destansı yazılar elbette değil bizimkisi sadece kompleksten ibaret ve “Onun ki benden uzun olamaz.” daki ısrarcılık. Rekabete gelemiyorsan git MİKROblogla! Herşeyin üstünde içerik var. Özgün içerik. Uzunu da kısası da makbulken ne yapacaksın arabası, evi olan adamı.

Blog dünyasında özgün içerikten bahsedilip duruluyor ya işte ben o noktada hep düşündüm, düşünüyorum. Nasıl yaratılıyor diye değil nasıl olurda insanlara kendi fikirlerimi açıklayabilirim diye. Onlarca blogda “Nihat Beşiktaş’ta” başlığını görebilirsiniz. Bu her yazının aynı olduğu anlamına gelmez ama aynı zamanda bir okur olarak ben de insanı bir yaklaşımla iki ayrı yazı için “Kesin aynı şeyden bahsediyordur.” diyebiliyorum bazen. Bu sebeple çoğu makaleyi görmezden gelebiliyoruz. Nisan ayında eskiye ait tüm içeriğimi, shift+del kombinasyonu ile hayatımdan çıkarmamın sebeplerinden de biri budur.

Yaza donsuz giren şarkıcı bozmaları ile ilgili bir haberi de yorumlayabilsin ya da “van munit” olayını da. İçinden geldiği gibi ya da hazırlıklarını ve araştırmalarını yaptığın doğrultuda yazılarını yayımlayabilirsin. Dediğim gibi kendine ait düşünceleri paylaştığın müddetçe özgün olursun. Kimse de sana çalmış çırpmış diyemez.

Hayal dünyası bu kadar büyük olan bir başka canlı olmadığı gibi yazma kabiliyeti olmasa da fikirlerini bir şekilde ifade edebilen başakabir canlı da yok. (Büyük bir iddia oldu bu sanırım. Hayvanların çiftleşmek, oynamak,korkutmak gibi eylemleri birbirlerine ifade edebilmelerini de es geçiverin.) Daha ne duruyoruz o zaman değil mi? Kendimize ait fikirleri yayalım. Kimse sana birilerinin hayatını değiştireceksen yaz demiyor. Herşeyi yaz. Ben yazmaya çalaşacağım. Hobi olarak yaptığım bu şi daha uzunca bir müddet devam ettirebilmek için.

Mangatarla 15 yıl

28 Haz
2009

Kendi kendime eğlence yarattım ve mangatar ile hayatımın son 15 senesindeki halimi yarattım. Boş olunca insan ne yapacağını şaşıyor değil mi? Eheh.

İlk mangatar benim lise dönemime ait. Asi gençlik işte n’olcak. İkincisi ise hayatmının üniversite ve iş hayatındaki son 10 senesine ait diyebilirim. Genişçene takılmaya devam ettim. Son mangatar ise eşimi zar zor ikna ederek son halini alan saçlarımlaki halimi temsil ediyor. Daha 2 hafta oldu. Taze.

Second String

28 Haz
2009

second stringFilmin girişindeki  müziği hatırlayan çıkacak mı acaba? Jon Voight’in yer aldığı televizyon filmi -böyle demek daha doğru olacak zira film oscar adayı olma niyetiyle çekilmemiş gibi.- bir amerikan futbol takımını konu almış. Benim Ally McBeal’den tanıdığım Gil Bellows’da ona futbol takımında yer alan bir oyuncu olarak eşlik etmiş. Daha öncede birlikte çalışma şansı bulmuş olan bir koç ve oyuncunun Bills adlı takımı playoff’lara taşımak için uğraşları esnasındaki çekişmelerden bahsedilmiş.

Zamanınız kıymetliyse bu filmle pek vakit kaybetmenizi önermem. Anlayacağınız vasat üstüne bir kaç puanla çıkarabileceğiniz türden.

IMDB [Link]

Asansör