Başka bi’şey!
Can Dündar’ın O Gün adını verdiği belgesinin görüntülerine aşağıdaki video’dan ulaşabilirsiniz. Belgesel 2 Temmuz 1993′de göt beyinli insanların sebep olduğu 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan Sivas Katliamı’nı anlatmaktadır. Belgesel o gün yaşananları aleni bir şekilde yansıtmaktadır. Dikkatle izleyip göt beyinlilerin haricinde işin sorumluluğunu oradan oraya taşıyanlarıda görebilirsiniz. Untumayın hocam böyle günleri, çoluğunuza çocuğunuza da unutturmayın!
Wiki’de olayla ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. [Link]
Bazı şeyler için ”dile kolay” derler ya, işte 44 ölü ve yetim kalan 70 çocuk derken dile bile kolay gelmiyor. Düşündükçe içim sızlıyor, gözlerim doluyor. Çok şey yazmak istemiyorum bu konuda ama gerçekten çok çok çok şey var.
Düğün günü, erkekler namaz kılıyorlar ve kadınlar da törelerine uygun olarak başka bir yerde şerbet içiyorlar. Maskeli, insanlıklarını unutmuş bir grup kişi geliyor ve önüne çıkan herkese ateş ediyorlar. 44 kişinin ölümüne sebep oluyorlar ve arkada gözü yaşlı birçok kişi ile birlikte 70 tane yetim çocuk bırakıyorlar. Olaydan hemen sonra hastaneye kaldırılan hamile kadınlardan birini gören doktor, dayanamayıp bayılıyor. Yaptıkları şeyden hiç pişmanlık duymadıkları anlaşılan, insan kelimesini kullanarak tanımlayamayacağım maskeli mahluklar, gelip tekrar herkesin nabzına bakıp başından vuruyorlar.
Anladık vicdanınız yok, Allah korkunuz yok, olsa zaten bunları yapabilir misiniz? Eliniz tetiğe gider mi? Ama anlamazsınız bu tür şeyleri siz! Peki ya ne için yaptınız bunu? Dinen de sevap olan, yuva kurma denen o güzel şeyi birbirini seven iki kişi gerçekleştiriyor diye mi? Bir genç kız evlenmek istediği kişi ile evlendirildiği için mi? Ne için!
Sanıyor musunuz ki bu yaptığınızın her hangi bir sebeple açıklanabilirliği veya hafifletilebilirliği var! Ölenler geri gelmeyecek belki, çocuklar anne ve babalarının koynuna girip onlara sarılarak uyuyamayacak belki ama sizde hiç bir zaman insan olamayacaksınız!!!
Yazının başında belirtmekte fayda olacak bir durum sözkonusu. Uyarmadı demeyiniz ve ona göre yorum yapmadan önce 2 kez düşününüz. Birazdan okuyacaklarınızdan dolayı benim param var mantığını kullanarak askerlik vazifesini diğerlerinden farklı yapma isteği bulunan biriymişim gibi hissedilmesin. Ben maaşlı çalışan ve mühendis olma çabasında biriyim. “Şartları zorlarsam bedelli yapabilir miyim?” diye düşünsem bile herkes için tek tip -ama 6 ay veya daha azı bir süre için- askerlik yapılmasının daha uygun olduğunu düşünüyorum.
Bilindiği üzere Nisan ayında MHP Karaman Milletvekili Hasan Çalış 1983′den önce doğanları kapsayan Bedelli Askerlik için kanun teklifi hazırlayıp TBMM’ye sunmuştu. Daha iki gün geçmeden teklif MHP lideri Bahçeli’nin uyarısı ile geri çekilmişti. Akabinde tek tip askerlik üzerine söylemler ve Paşa’dan da konu ilgili açıklama gelmişti:
“Bu konu biliyorsunuz 1111 sayılı askerlik kanunu diyor ki ‘Bedelli askerlik uygulaması fazla yükümlülük olması halinde uygulanır.’ Eğer o sene askere müracat eden personel adedi ihtiyaçtan fazla olursa uygulanabilir. Şimdi durum nedir? Özellikle 2008′den itibaren TSK’nın asker ihtiyacını karşılama oranı düşüyor. 2008′de ihtiyacın yüzde 65.9′u karşılandı. 2009′da 64′e, 2010′da daha da aşağıya düşecek. Bu durumda bizim TSK olarak bedelli askerliği düşünmemiz söz konusu değil. İkinci nokta ise bunun bir moral boyutu var. Türkiye terörle mücadele ediyor. Bu sabah 9 tane şehit verdik. Terörle mücadele ederken bu uygulamayı kimse getiremez. Benim oarada 9 tane askerim şehit oluyor. Diğer taraftan 7 bin 500 dolar veren bedelli askerlik yapacak. Bunu kimseye anlatamayız. Dolayısıyla bedelli askerlik uygulaması söz konusu değil.”
Bende daha bu bilgiler tazeyken bugün gazetede okuduğum bir haber ile dağıldım diyebilirim. Bilal Erdoğan’ın -RTE’nin oğlu- , yurtdışında üç yıldan fazla kalanlara tanınan haktan yararlanarak dövizli askerlik yapacağı belirtildi. Bu kişinin RTE’nin amcasının oğlu, Sabancı’nın kuzeni veya Ahmet amcanın oğlunun olması hiç önemli değil. Eşitlik söz konusu ise tüm TC vatandaşları için olmalı! Paşa’nın söylemindeki “Benim orada 9 tane askerim şehit oluyor. Diğer taraftan 7 bin 500 dolar veren bedelli askerlik yapacak.” olumsuz düşünce sahiplerinin yakıştırmalarıyla parayı veren düdüğü çalanlar arasına yurtdışında çalışanlarda dahil edilmeli. Zira bu açıktan sadece parası olduğu için faydalanan bir çok tanıdığım oldu. Hatta kendini öğrenciyken çalışıyor gösterip geldiğinde 21 gün askerlik yapanlarda mevcut. Kıbrıs bunun için muaazam nimetleriyle imkanlarını olanı bekliyor diyebilirim. (Bunun üzerine Kıbrıs’ta 15 ay askerlik yapılması da ayrı bir muamma geliyor.)
Biri bana çıkıpta kendi ülkesinde çalışarak, vergisini son noktasına kadar ödeyen, evli, bekar, çocuklu, hayatını kurmuşların elde edemediği bedelli hakkını, RTE’nin oğlunun seçtiği yolla nasıl hak edebildiklerini açıklasın. Tabi biliyorsan sen açıkla : )
Not: Bu arada diğer seçeneklerden biri ile askerliğini yapmışların, yapacakların hakkını sormayınız. Ben zaten toptan kısa dönem taraftarıyım.
Bir yönetmenin imdb sayfasına girip, filmlerini gözden gezdirdiğiniz de hemen hemen ne tarz filmler yaptığını kestirebiliyorsunuz. Herkesin kendine göre ayrı bir tarzı var. Zaten her kategoride film yapan bir yönetmeninde benim pek ilgimi çektiğini söyleyemem. Biz de ne derler: “Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır.”
10000 BC, The Day After Tomorrow, Godzilla, Independence Day, Stargate, Universal Soldier gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan birinden de bu eserlere uzak bir film bekleyemiyorsunuz. Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır ya da sinemaya olan ilginiz yönetmenlere bakacak kadar yoktur. Yanlış anlaşılmasın kimseyi suçlama eylemi içerisinde değilim. Sinemaya olan ilgisi itibari ile bilen bilir diyorum sadece. Bahsi geçen kişi Roland Emmerich. Felaket tellalı arkadaş bu sene kasım ayında sinemalarda yer alacak olan 2012 adlı filmin yönetmeni. Ne kadar ilginç isim değil mi? 21 Aralık 2012 tarihini konu alan yapım yine bir yokoluş üzerine. Roland’dan da farklı bi’şey beklenmezdi zaten. (Eveet, 40 yıllık arkadaşım.)
Tarih, Maya takvimine göre bir çağın sona erdiği günü işaret etmektedir. Ademoğlunun evrim geçireceği ve kozmik seviyede bilincinin açılacağından bahsedilir. Gerçi çoğu açık kaynakta bu konuyla ilgili olarak bir yokoluşun başlangıcı olarak bahsedilmesi çoğu kişiyi korkutsa da bazılarını da alaycı bir tavırla “atın ölümü arpadan olsun.” misali davranışlara itmiştir. Engin Ardıç bir yazısında “bu konuyu, esrarı çekip çekip saçmalayan bazı amerikan serserileri, yani ‘new age’ takımı da çok sulandırdı. bunun tütsüyle, buddha’yla, taocu seksle falan da hiçbir ilgisi yok.” diyerek bu konunun bilimsel olarak araştırılması gerektiğinin üstünden geçtiğinde de bu alaycı tavırlar devam etmektyeydi, sanırım hala devam ediyor. Biz araştırma işini bilimadamlarına bırakalım da filmimize dönelim Marduk ne zaman gelir ne zaman gider orası bilinmez.
Paha biçilmez olarak nitelendirilen yapımın fragmanı yayımlanmış. İzlediğimde “Wow” tepkisi verdim ama çoğu filmde olduğu gibi fragmanın etkisi altında kalarak zamanımı boşa harcamayacağım. Hele bir gelsin, izler açıklamalarımızı yaparız.
Not: Konu ilgimi oldukça çekti yakında Maya Takvimi üzerine bir kaç yazı da yayımlamam mümkündür.
Son Yorumlar